Kültür HaberleriSon Dakika Gelişmeleri

Hizbullah Kimdir ve Ortadoğu Savaşındaki Rolü Ne?

İran destekli Lübnan merkezli bu örgüt son gerilimlerde İsrail'e yönelik eylemleriyle dikkat çekerken kökenleri ve gücü hakkında merak uyandıran birçok detay ortaya çıkıyor. Tarihsel arka planından askeri kapasitesine kadar aşama aşama incelendiğinde bölgedeki etkisinin boyutları daha net anlaşılıyor.

Ortadoğu coğrafyası uzun yıllardır çeşitli güç dengelerinin ve çatışmaların merkezi konumunda bulunuyor. Burada yaşanan her yeni gelişme sadece bölgesel istikrarı değil küresel enerji akışlarını ve güvenlik yapılarını da doğrudan etkileyebiliyor. Son dönemde belirli operasyonlar ve misillemeler zinciri Lübnan sınırlarını da içine alarak yeni bir tırmanışa yol açtı. Bu süreçte bir yapının eylemleri özellikle öne çıkarken onun kimliği ve geçmişteki rolü birçok soruyu gündeme getiriyor. Bu soruların cevapları aceleye getirilmeden ele alındığında daha kapsamlı bir resim oluşuyor çünkü söz konusu yapı hem yerel hem uluslararası arenada derin izler bırakmış durumda.

Belirli bir örgütün İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in öldürülmesi üzerine İsrail’e füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenlediği açıklandı. Bu adımlar Lübnan üzerinden gerçekleştirilirken karşı tarafın da aynı bölgeyi bombaladığı görüldü. Böylelikle savaşın Lübnan’a sıçraması birçok uzman tarafından bölgedeki dengelerin daha da hassaslaştığına işaret ediyor. Bu gelişmeler ışığında örgütün arka planı merak konusu haline geliyor çünkü onun kararları ve kapasitesi çatışmanın seyrini etkileyebilecek nitelikte.

Adı Arapçada Allah’ın Partisi anlamına gelen bu yapı merkezi Lübnan’da bulunan ve İran’ın en sadık destekçilerinden biri olarak tanımlanan bir oluşumdur. Askeri yönünün ötesinde siyasi ve toplumsal alanlarda da derinlemesine yerleşmiş bir yapıya sahiptir. Lübnan siyasetinde önemli rol oynayan ve toplumun özellikle Şii Müslüman kesimine hitap eden geniş bir sosyal hizmet ağı işletmektedir. Hastaneler okullar ve yardım tesisleri üzerinden yürütülen bu faaliyetler örgütün yerel nüfuzunu güçlendirmektedir. Özellikle Lübnan nüfusunun yaklaşık üçte birini oluşturan Şii kesim arasında 2020 yılında yapılan bir ankette katılımcıların yüzde seksen dokuzu bu yapı hakkında olumlu görüş bildirmiştir.

Batılı ülkeler açısından ise durum farklı değerlendirilmektedir. Amerika Birleşik Devletleri 1997 yılında Almanya da 2020 yılında bu örgütü terör yapılanması olarak tanımlamıştır. Avrupa Birliği ise 2013’te silahlı kanadını terör örgütü kategorisine almıştır. Bu tanımlamalar örgütün geniş güvenlik aygıtı siyasi örgütlenmesi ve sosyal hizmet ağı nedeniyle devlet içinde devlet olarak nitelendirilmesine yol açmıştır. Dış İlişkiler Konseyi gibi düşünce kuruluşları bu yapının itibarını artıran unsurları bu şekilde özetlemektedir.

Kuruluşu 1982 yılına uzanan bu hareketin doğuşu Lübnan’da on beş yıl süren iç savaşın kaotik ortamında gerçekleşmiştir. Savaş 1975’te başlamış ve Müslümanlar Hristiyanlar solcular Arap milliyetçileri Suriye güçleri ile silahlı Filistinli grupların katılımıyla karmaşık bir hal almıştır. İsrail güçleri Filistinli gerilla savaşçılarını uzaklaştırmak amacıyla 1978 ve 1982 yıllarında Lübnan’ın güneyini işgal etmiştir. Bu işgaller karşısında bir grup Şii Müslüman İsrail’e karşı direniş kararı almıştır. İran ise bu fırsatı değerlendirerek Arap dünyasında nüfuzunu artırmak üzere yeni milisleri eğitmeye ve finanse etmeye başlamıştır. Günümüzde İran Ortadoğu’da Filistin topraklarındaki Hamas ile Irak’taki çeşitli milis grupları dahil geniş bir vekil ağının destekçisi konumundadır.

Finansal destek açısından Amerika Birleşik Devletleri hükümetinin tahminlerine göre İran bu örgüte yıllık yaklaşık yedi yüz milyon dolar civarında kaynak sağlamaktadır. Bu destek askeri kapasitenin yanı sıra toplumsal faaliyetleri de güçlendirmektedir. Örgütün askeri kanadı zaman içinde yabancı hedeflere yönelik intihar saldırıları suikastlar ve terör eylemleriyle dikkat çekmiştir. Aralık 1985’te Fransa’da gerçekleştirilen bir saldırı gibi olaylar bu yöntemlerin erken örnekleri arasında yer almaktadır.

1985 yılında yayınlanan manifesto örgütün temel hedeflerini net bir şekilde ortaya koymuştur. Bu belgede Batılı sömürgeci ulusların Lübnan’dan çıkarılması İsrail devletinin yok edilmesi ve İran’a bağlılık gibi maddeler sıralanmıştır. İlk dönemlerde Lübnan’da İran modeline benzer bir teokratik rejim kurma amacı da vurgulanmıştır. Ancak zamanla yerel siyasetin gereklerine uyum sağlama süreci yaşanmıştır. 2009 yılında yayınlanan yeni manifesto ise İslamcı bir rejimin Lübnan’a uygun olmayabileceğini kabul etmiş ve bu konuda daha yumuşak bir yaklaşım sergilemiştir. Buna rağmen İsrail’e karşı muhalefet değişmeden devam etmiş ve Lübnan sınırından düzenli füze saldırıları gerçekleştirilmiştir.

Askeri kapasite konusunda eski lider Hasan Nasrallah Eylül 2024’te Beyrut’a düzenlenen İsrail hava saldırısında hayatını kaybetmeden önce yaklaşık yüz bin savaşçıya sahip olduklarını ifade etmiştir. Ancak bazı uzmanlar bu rakamın daha düşük olabileceğini değerlendirmektedir. Washington merkezli Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi’nin 2021 raporuna göre örgüt büyük bir cephaneliğe sahiptir. Bu cephanelik çoğunlukla küçük taşınabilir ve güdümsüz karadan karaya füzelerden oluşmaktadır. Toplam füze sayısının yüz otuz bin veya daha fazla olabileceği tahmin edilmektedir. Hassas hedefleme yeteneğine sahip füzelerin de bulunduğu iddiaları mevcuttur. Mühimmatların büyük kısmı İran Çin veya Rusya üretimi olup genellikle İran veya Suriye üzerinden transfer edilmektedir.

Savaşçıların bir kısmı önemli savaş tecrübesine sahiptir. Suriye’de Esad hükümetinin yanında IŞİD’e karşı mücadele etmişlerdir. 2014 yılından itibaren Irak’ta da IŞİD karşıtı operasyonlarda yer almış ve İran destekli milislerle ittifak kurmuşlardır. 2015’te Yemen’de Suudi Arabistan’a karşı savaşan Husilere askeri eğitmen ve savaşçı desteği sağlanmıştır. Bu tecrübeler örgütün zorlu bir rakip olarak görülmesine katkı sağlamaktadır.

2024 yılında Hamas’a destek gerekçesiyle İsrail saldırılarıyla karşı karşıya kalmıştır. Başkent Beyrut dahil çeşitli hedeflere yönelik operasyonlarda çok sayıda yönetici ve Nasrallah ile birlikte önemli isimler hayatını kaybetmiştir. Daha önce 8 Ekim 2023’te Hamas ile dayanışma amacıyla Lübnan’dan İsrail’deki üç hedefe saldırı düzenlenmiştir. Bu eylemler örgütün bölgesel dayanışma ağını göstermesi açısından dikkat çekicidir.

Örgütün Lübnan içindeki konumu da ayrı bir önem taşımaktadır. Siyasi katılımı 1992’den beri hükümetlerde yer almasını sağlamış ve bu durum Avrupa Birliği’nin kararlarını tartışmalı hale getirmiştir. Toplumsal hizmetler ağı ise özellikle Şii nüfus arasında güçlü bir destek tabanı oluşturmuştur. Ancak Lübnanlılar arasında örgütün ülkeyi çatışmaya sürüklediği görüşünü savunan kesimler de bulunmaktadır. Bu ikilem örgütün hem popüler hem de tartışmalı yapısını yansıtmaktadır.

Güncel olaylar bağlamında bu hareketin İran’ın dini liderine yönelik eyleme misilleme olarak adım attığı belirtilmiştir. İsrail’in karşılıkları ise çatışmanın yayılma riskini artırmıştır. Bazı Batılı uzmanlar bu yapıyı Ortadoğu’daki ve görece dünyadaki en zorlu devlet dışı askeri aktör olarak değerlendirmektedir. İran’ın askeri ve mali desteği bu değerlendirmenin temelini oluşturmaktadır. Aktif katılımın tırmanışı hızlandırabileceği öngörülmektedir.

Tarihsel süreç incelendiğinde İran’ın vekil stratejisinin bu örgütü nasıl şekillendirdiği daha iyi anlaşılmaktadır. Lübnan iç savaşından günümüze uzanan yolculuk hem direniş hem de siyasi entegrasyon unsurlarını barındırmaktadır. Manifesto değişiklikleri ise pragmatik adaptasyonun örneklerini sunmaktadır. Füze cephaneliği ve savaşçı tecrübesi ise caydırıcılık açısından kritik rol oynamaktadır.

Bölgesel aktörler açısından bakıldığında bu yapının Suriye Irak Yemen ve Filistin bağlantıları geniş bir etki ağı oluşturmaktadır. Her yeni çatışma bu ağın nasıl işlediğini bir kez daha gözler önüne sermektedir. Sosyal hizmetlerden askeri operasyonlara kadar çok katmanlı yapısı onu sıradan bir milis grubundan ayırmaktadır. Lübnan toplumundaki derin kök salması ise yerel dinamikleri karmaşıklaştırmaktadır.

Uzman analizleri bu örgütün gelecekteki rolünü tahmin etmeyi zorlaştırmaktadır. Bir yandan toplumsal desteği ve askeri gücü devam ederken diğer yandan uluslararası baskılar ve lider kayıpları yeni stratejiler gerektirebilmektedir. Son gelişmelerle birlikte Lübnan’ın gündelik hayatı da etkilenmiş ve güvenlik endişeleri artmıştır. Bu durum bölgenin genel istikrarı için de önemli ipuçları vermektedir.

Sonuç olarak Ortadoğu’daki savaşın aktörlerinden biri olan bu yapı tarihsel kökenleri siyasi nüfuzu ve askeri kapasitesiyle kapsamlı bir incelemeyi hak etmektedir. Her yeni olay onun rolünü daha da belirginleştirmekte ve uluslararası toplumun dikkatini çekmektedir. Gelişmelerin seyrini takip etmek ve detayları anlamak hem bölge halkı hem de küresel aktörler için büyük önem taşımaktadır. Bu inceleme süreci yeni perspektifler sunmaya ve gelecek senaryoları değerlendirmeye yardımcı olmaktadır. Bölgedeki hassas dengeler her adımda yeniden şekillenirken bu tür yapıların etkisi uzun vadeli sonuçlar doğurmaya devam edecektir.

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Sitemizin devamlılığı için lütfen reklam engelleyicinizi kapatın